I
Hangi hanım "yok benim için yüzük hiç önemli değil" diyorsa en hafif ifadeyle gerçeği söylemiyordur, hangi erkek "sevgilimi tanıyorum ben, çok iddialı bi tektaş almama falan gerek yok abi, basit bi yüzük alcam öyle konuştuk biz" diyorsa hayalcinin tekidir, daha hiçbişeyin farkında değildir, çok kısa zamanda gerçeğin acı yüzüyle tanışmayı haketmiş, Kapalıçarşı'nın şaplağını (ve sevgilinin "hıh!" ını) yemek üzere olan kurbanın tekidir!
Geçenlerde olağan oyuncakcı gezilerimden birini yaparken dehşetle şunu farkettim ve irkildim (evet, gerçekten irkildim! - ninca kaplumbaaların modası geçtiğinden beri oyuncakcıda irkilmemiştim üstelik! ) "Kadın cinsi, ömrü hayatı boyunca bu güne, bu olaya hazırlanıyo ve bizim zavallı erkekler olarak bundan, bunun herhangi bir aşamasından kaçmamız zerrece sözkonusu değil!" Erkek oyuncaklarından kız oyuncaklarına doğru geçerken mavi köşede basit arabaların (bizim zamanımızdaki kadar da basit diil tabii ki) , action figurlerinin, sapanların, su tabancalarının yerini pembe köşede yalancı (Allahtan!) mucevher setlerinin, evli arabalı gardroplu ve tabii ki bol mucevherli Barbie setlerinin, makyaj setlerinin, hatta yenilebilir rujların (evet hala oyuncakcıdayım bu arada!!!) almış olduğunu farkettim. O an anladım ki kız cinsinin taa çocukluktan gelen motivasyonu ile bizimki çok ama çok farklı! Oynanan oyunlara bakın..biz erkekler düt düüt araba oynarken, şeytan ırkı "evcilik" diye bi oyunu keşfetmiş!!! Düğünlerde derneklerde kız çocukları hayran hayran geline bakarken, tek hayranlığımın gelin arabasına ve hadi bi de pastaya olduğunu hatırlıyorum!! :)
II
Neyse çok da fazla çocukluğa ve psikolojik çözümlemelere inmeden şu tespitimi belirtiim hemcinslerime: Bu işlerden kaçış yok abiler! Pembe köşe on senelerdir bu işe hazırlanmış, mavi köşenin zerre kaçışı yok, ama nakavt olmamaya çalışıp az gollü, şerefli yenilgilere razı olcaz! Seve seve (!!!) bu olayın gerektirdiği tüm aşamaları yaşayacağız! ve büyük Türk atasözünün dediği gibi; kaçınılmazsa bundan zevk almaya bakacağız! Başta bu "şeytan icadı" tektaş olayı! Aman da aman meğer ne önemliymiş bu iş, ne ince kriterleri varmış ve bütün bayanlar nasıl da hakimlermiş bu taşlara...Taş dizmek deyince benim Okey gelirdi aklıma cehalet dönemimde, aman meğer neler ifade etmekteymiş! Bordür, clarity, VVS2 (bence kesinlikle erkeğin zekasını ölçüyo bu -Very Very Stupid), H taş, G taş ve tabii ki olayın ( ve damadın boğazının) düğümlendiği nokta olan "Karat" ! Bir numaralı tavsiye; bu zımbırtıyı almaya mutlaka bi bayanla gidiniz! Ben kardeşim ve suç ortağım Büşra'yla beraber hallettim bu işi..daha doğrusu Büşra "ayyy ağğğbiii hepsi çok güzel" deyip ağzının kenarlarını sildikten hemen sonra bu işi tamamıyle tek başına çok kısa zamanda çözdü! Bu arada sevgili pırlantacı Atilla amcadan bahsetmesem olmaz..Atilla amca Kapalıçarşıya küçük yaşlarda gelip çok zengin olmuş tipik amcalardan biri! Ama Atilla amcayı konuştukca çözdüğüm kadarıyla o bile, evet o bile bu taşlardan kadınların ne anladığını tam olarak çözebilmiş değil, ama hanımların bu anlamlı merakı Atilla amcanın iki ayağına iki Jaguar giydirdiği için pek de derinlemesine sorgulamıyo tabii..Yalnız bu güzel adam içeri girer girmez bana öyle bi laf etti ki, Büşra şahit, dünyam başıma yıkıldı sandım (irkildim de :) ) ! Kendisi, "sen mi evleneceksin" sorusuna "evet abi" yanıtına almasına müteakip "Yakışıklı da adammışsın, niye evleniyosun?!?!?" diye sordu! Kısa bi şokun ardından "abi bindiğiniz dalı kesmiyo musunuz" diyecek oldum ki, baktım ı-ıh dal benim kesmemle kesilecek gibi diil! Yani servetini bu işle kazanmış olan bir adam bile durumun anlamsızlığına itiraz edememekte. (aslında en çok da o farkında) Atilla amcam, her başarılı satıcı gibi, yüzlerce alternatif gösterip kafasındaki aldırdı tabii ki bize! Ama ortam tam Snatch filmindeki gibi.. kilitli kapıları ve güvenlikleri aşıp amcanın huzuruna ulaşıyosunuz..Burda biraz hoş beşten sonra meymenetsiz yağlı kağıtların içinden taşlar çıkıyor ve masanın üstüne dökülüyor. Bu esnada erkeğin kafa baloncuğunda "ulen ne para var şu masanın üstünde bee" yazarken hatununkinde sadece "aayyyy" yazıyo! Pırlanta sektörü tamamen "nasolsa alcaksınız, kıvranmayın!" a dayalı. Şu Blood Diamond filmi çıkmıştı bi 5-10 gün kadar soğuttu hanımları mücevherattan ama sonra geçti tabii! :) Müstakbelime filmi hatırlattığımda aldığım cevap harikaydı! "A sevgilim o insanlar o yumruk kadar taşlar için ölüyo, bu bit kadar taşlar için adam mı ölürmüş yahu!"
III
Sektörün külliyen günahını da almayalım..Biraz pazarlama yönü güçlü markalar olaya fonksiyonalite bile katmışlar erkeklere hitaben! "Ama beyfendi bakın bu Trio açılıyo ve -ta taaam- bi çift küpeyle güzel bi kolye ucuna dönüşüyor!" Evet dönüşüyor da, beyaz eşya ve 2 plazmaya dönüşmediği sürece bana hala bişey ifade etmiyor!
Velhasıl pırlantacı amca benim bu işlerden zerrece anlamadığımı farkedince, "Bak koçum burdan çıkınca sen de şak diye anlayacaksın taşın büyüklüğünü, berraklığını" demişti ama ben hala tokacılarda satılan plastik taşlarla 1 karat pırlantayı ayırdedemiyorum!
Bununla da gurur duyarak Türk filmi dublaj sesinde şu şekilde haykırmak istiyorum: "Beni yutamazsın Kapalıçarşııııııı!!!!
-Damat

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder