12 Haziran 2008 Perşembe

Sarı Çizmeli Mehmet Ağa birgün kıyar nikahı....

Bunu yazmak için içim içimi yiyodu, ancak yazmam için üstünden 1-2 hafta geçip "kriz"likten - "komik hikaye"ye dönüşmesi sürecini beklemek gerekiyodu!
Çok da önemli bişey diil aslında.. nikah şekeri, davetiyenin üstündeki renk seçimi (lila mı pembe mi krizi),perde, kırlent, duvak, masa üstü pullarının seçimi, suplalar gibi çoook önemli noktalarla ilgilenmekten 1 detaycığı atlamışız! -tamam ben atlamışım!- Nikah tarihini almak!!! :))))
Düğün organizayonunu yapmak, mekanı taa 8 ay öncesinden tutmak, "wedding planner"imiz Fulya hanimla sayisiz toplantilar yapmanın yanında lütfedip belediyeye de "biz şu gün evlenioruz haa!" diye bi göz kırpmak gerekiomuş meğerse! Meğerse tüm hazırlıklarımı takip etmiyomuş, kendilerini bana göre ayarlamıyomuş ve dahası birgün evlenir mi diyerek benim için yedekte bir defter tutmuyormuş bu düşüncesiz bürokrasi!
Geçenlerde kendilerine uğrayıp 3 hafta sonrası, hemi de haftasonu, hemi de cumartesi, hemi de aksam 20:30'da, hemi de nikah memurunun dugun yapacagimiz yere gelmesini istedigimizi soyleyince cok kotu gulduler bana! Memur yok, memur bulunsa defter yok, bi belediyeden defter, oburunden memur, bi digerinden kalem bulmak gerekiyo falan. Bu arada evlenmeye karar vermissin zaten zor bi yuke girmissin bi de seni hadiseden sogutmak adina son darbe olan "evlenmek icin gerekli belgeler"i tedarik etme olayi var..ona hic girip can sikmiim. Tabii ki ikametgah Belgesi (Turkun her burokratik adiminda illa ki istenen farz belge-acaba bunu dovme falan mi yaptirmali her istendiginde tak ac sirtini Prison Break hesabı!), Nufus Belgeleri, Kimlikler,Saglik belgeleri (100 tane falan test - hala vazgecmediysen damada son bahane "amaaan bunlarla mi ugrascaz sevgilim tasin iste yanima, bi belediye nikahi" denemesi icin en son sans), timsah gozu, ejderha sirtinin pulu, mutlu evliligi olan bi ailenin kapi tozu, ikametgahinin bulundugu belediyenin izin belgesi (bak bak baaak izin aliyorum bi de belediyeden!), belediye baskaninin dogdugu evin kapi tokmagi, nikah memurunun patik izi falan istenen belgelerden bazilari...
Tamam bunlari da topladik 2 gunde falan, ismi lazim diil bi belediyede o saate yer bulduk (Sacmalik 1001: her belediyede 1 evlendirme defteri var, o butun istanbulu geziyo butun gun - 2008 Turkiyesi!- o kadar e-devletiz, o kadar organizeyiz ki sormayin gitsin, bize bi olimpiyat verseler de azicik gulsek..) , memurumuzu da bulduk , hosbes muhabbete koyulduk, memurumuzla dertlestik, isimizi hizlandirmak icin yan masadaki arkadasi bagira bagira bilgilerimi giriyo:
-Kimlik nuuoooooo???
-bidibidisekizsıfırsıfıryedi
-Dogum yeriiiii???
-Malatyaaa
-Ad-soyaaaad???
-Bidi bidi
-Abuzeeeeeer???
-Oha baba Abuzer yapti bizi yahu, Abuzer diye evlendircek goruyo musun? hohoho
(Derken, sevimli olmaya calisan nikah magduru kisi masanin ustune bakar, bi saattir kanka olmaya calsitigi nikah memurunun adinin Abuzer oldugunu isim zimbirtisindan gorur, kaynar sular is basindadir, nikah memurlarinin ikisi de gulmektedir. Megerse eleman digerine seslenmekteymis, sevimli olmaya calisan nikah magduru kafasi karisik gencimizse potun onde gidenini devirmistir! ama umitlidir bunu cevirebilir..)
-Abuzer abi, baba bizi adas yapti iyi mi. Abuzer o abi, ben bidibidi...
(Gulumsemeler...) is tatliya baglandi, direkten donduk diye dusunuyorum, ama emin diilim Abuzer abinin kizgin olup olmadigini nikah gunu anliycaz...

-Damat

10 Mayıs 2008 Cumartesi

"Ev"lenmek!!!

"Ev"et , "Ev"et sıradaki henüz tamamlanamamış ve hatta gecikmekte olan misyonumuz müstakbelimle bana başımızı sokacak bir çatıcık(!)-heyhaaat ben hiç bu kadar mütevazi oldum mu- bulmak!!! Fakat bu görev, kriterlerimizin nitelik ve nicelikte baya aşmış ve ayrışmış olmasından mıdır nedir henüz sonuçlanamadı.

A. SEVGİLİ MÜSTAKBELİMİN KRİTERLERİ

1) Plazmalarımızı(çokçoğul ekine dikkat) yerleştirecek genişlik, uzunluk ve büyüklükte duvarlar olması

2) Aynı anda hem sağlam bir yemek takımını, hem corner olmayan standart bir koltuk takımını, hem kanepede uyuması garanti kapsamında olan kocacığın asla! hayır! ne munasebet! uyumayacağı iddiasıyla ayaklarını uzatarak oturabilecegi bir lazy boy koltuğu, hem tasarım ünlüsü bir koltuğu ve hem de kendisini ve beni alabilecek büyüklükte bir salon

3) Misafirlerimiz için düşünülmüş bir göçmen bürosu

4) Ankaralı rahatlığından ve emniyetinden olacak dalgın eşin güvenliğinin sağlanacağı kadar güvenlikli bir site

5) 2 araba ve 1 Motor(tekerlekli olanı kastediyoruz)un rahat rahat konabileceği hatta üstüne bide haftada bir yıkanabileceği bir otopark

6) Kira ve aidat

B. SEVGİLİ ŞAHSIMA AİT KRİTERLER

1) Tamam henüz yeni başladığım bu macerada defterimde yalnızca 12 tarif olmasına rağmen her gün yemekler üstüne yemekler pişirip, ziyafetlerden ziyafetler hazırlayıp, bir yemek kitabı bilemedin bir cooking bloguna ilham olacak genişlikte, ferahlıkta, bol dolaplı, user friendly bir mutfak

2) Oh my bu tuvalete daha önce hiç kimse çişini yapmış olmasın hatta eyvahlar olsun diğerini asla aslaaa diyebileceğim gezegendeki enn keskin domestosla, enn oksijenli kosla oxy'yle, ennnn kokulu arap sabunuyla ve hatta kireçle falan temizlemekle geçmez bunlar demeyeceğim kadar yeni, temiz, tertemiz bir banyo

3) Çam-börtü-böcek

4) Doktora tezimi bitirebileceğimi umduğum, bu süreçte, kendimi, evreni, hayatı ve insanlığı sorgulayacağım, duvarları çentiklenebilecek yumuşaklıkta, ölüp ölüp dirileceğim, içimi daraltmayacak bir çalışma odası( bu kalemde hiç kinaye yoktur)

5) Tüm alışveriş merkezlerini sıra halinde dolaşan bir otobüs hattı( ki bu kalemde de hiç kinaye yoktur:))

Aaah belki son kalemden fedakarlık edebilirsem asagidaki evi tutmaya ikna olabilirim, düşünmem lazııııım!

Sevgili müstakbelimin bir keresinde bana yolladığı süpper bir kelime oyunu başyapıtıyla bitiriyorum:

Melih Cevdet'e sormuşlar."evlilik nedir" diye.eskiden demiş, kız tarafının ve oğlan tarafının ailesi biraraya gelir.yeni çiftin kuracağı yuva için beraber hazırlık yapılır,beraberce yeni ev düzülürdü.tabi o zamanlar evler genelde bahçe içinde müstakil evlerdi.o yüzden buna "evlenmek" denirdi.şimdi ise yeni evliler apartman dairelerinde yani katlarda oturuyorlar.bu yüzden artık evlilik "katlanmaktır" demiş.

;))

-Gelin

4 Nisan 2008 Cuma

Metamorfoz! (ya da Tarkan'ın da dediği gibi) Vay anam vay!

...genc adam spor salonuna girer. (Editörün Notu: Spor kiyafetleri icinde fit vücudu çok çekici görünmektedir! :P ) Spor giyimde tercihi old school three stripe Adidas takimdan yanadir, ama konu bu degildir. Telaşlı olduğu, kafasının yoğun olduğu her halinden bellidir! Telaş içerisinde ipodunun ayarlarını yapar, her akşamki gibi hızlıca koşu bandına doğru yönelir. (Editörün Notu: Spor kiyafetleri icinde fit vücudu çok çekici görünmektedir!) Koşu bandına gidiş yolu üzerinde yine her akşam yaptığı gibi dergilere yönelir. Telaşla dergilerini seçip koşu bandına çıkmıştır bile. Ayarlarını yapıp hızla yürümeye başlar ki aniden irkilir! Çünkü bir anda seçtiği dergilerin farkına varmıştır: ElleDecor, Maison Française, AD Home gibi gayish bi kombinasyon yapmıştır. Normalde Esquire, FHM, Boxer ve hadi bi de Economist dergilerini seçen bu genç adam aniden kendindeki bu dönemsel değişikliğin farkına varır! Her akşam diri ficuduna fokuslanmış olan dişi bakışların yerinde yeller esmesinin bir açıklamasının olduğunu farketmek yüreğine su serpmiştir. Bu düğün işleri insanı amma da değiştiriyor bre diye son derece erkeksi bir gülüş fırlatır kendi kendine, terli ficüduyla bir sonraki maceraya 8.5 hız, 1.4 eğim ve 141 nabizla koşmaya devam eder!

22 Mart 2008 Cumartesi

Organza İşler

Ben, cok iyi bildiğiniz gibi sevgili arkadaşlarım pekkkkkkk süslü bi hatunumdur. Yani yemeden içmeden uyumadan durabilirim de süslenmeden asla. Eh tabi bu süse püse, kurdeleye çiçeğe, kristale boncuğa olan düşkünlüğümü düğünüme yansıtmayacak olmam düşünülemez.

Peki ya düğünün "süs"ünü emanet edeceğim organizasyoncular? Cici kocalarının döşediği “home office”lerinde pek sevgi dolu şekerden hanımlar pıtır pıtır organizasyon şirketleri kurmuşlar ve evet hakikaten çok güzel düğünleri astronomik paralara yapıyorlar!!

Tabi iş ağır iş, yeşilin hangi tonu limonküfünün kaçta kaçıyla kombin edilmeli, somon organza kurdeleye kaç yansımalı kristal boncuk seçilmeli, ortanca mı lisyantüs mü gül mü zambak mı aman yarabbi hangisi hangisi ortaya kaçar adet hangisinden konulmalı?!?! Ama ellerine illaki benim gibi süs manyağı “Neee 2 gönül bir olunca mı?? Samanlık seyran mıı?? O da nesi ayol?!?!!?” konseptinde bi hatun düşeceği için bu paraları da pek güzel kazanmışlar. Bazısı- yine hakkını vermek lazım -daha düşünceli: öyleki bu işin pahasının, bu pahanın ne kadar gereksiz olduğunun ve bu gereksizliğin ne kadar stres ve kavgaya vesile olacağının farkına varıp sağolsunlar bedavaya “yaşam koçluğu” yapıyorlar düğüne kadarJ Yani nedir bu yaşam koçluğu, damada kitlenen ve kaçışı olmayan bu durumun damada bir güzel Freudyen yaklaşımlarla yedirilmesi...Ben şahsen takdir ettim, bir an önce sevgili müstakbelimin beyninin yıkanmasını, bir gün uyanıp “yaw sevgilim gel metal değil gümüş şamdanlar kullanalım, peçeteler 100% ipekten olsun, üstüne de swarovski taşlarla isimlerimizi işletelim” filan demesini bekliyorum!

NASAya gidip astronomik bi seyahatin bile karşılanabileceği bu astronomik fiyatları tabiki kabul edemedik, aghh bi de insan benim gibi o tüllerin İzmir caddesindeki Erdoğan Düğmede metresinin bir milyondan filan satıldığını bilince ısrar da edemiyor, isterim de isterim diyemiyorrr! Yok yok yalan, bal gibi de söyleyebiliyorum: sevgili müs, isterim de isterim!!

Tam bu organizasyon işi beni kederlere gark etmiştiki düğün sezonu açıldı, piyasalar çalkalandı, petrol fiyatı, ressesyon derken organizasyon şirketleri de kampanyalara başladı: şimdi 2. raunda hazirlanıyorum. Somon pembe, ortanca, kristal!!


-Gelin

28 Şubat 2008 Perşembe

Yoğun istek üzerine "Yüzük Üçlemesi"

I
Hangi hanım "yok benim için yüzük hiç önemli değil" diyorsa en hafif ifadeyle gerçeği söylemiyordur, hangi erkek "sevgilimi tanıyorum ben, çok iddialı bi tektaş almama falan gerek yok abi, basit bi yüzük alcam öyle konuştuk biz" diyorsa hayalcinin tekidir, daha hiçbişeyin farkında değildir, çok kısa zamanda gerçeğin acı yüzüyle tanışmayı haketmiş, Kapalıçarşı'nın şaplağını (ve sevgilinin "hıh!" ını) yemek üzere olan kurbanın tekidir!
Geçenlerde olağan oyuncakcı gezilerimden birini yaparken dehşetle şunu farkettim ve irkildim (evet, gerçekten irkildim! - ninca kaplumbaaların modası geçtiğinden beri oyuncakcıda irkilmemiştim üstelik! ) "Kadın cinsi, ömrü hayatı boyunca bu güne, bu olaya hazırlanıyo ve bizim zavallı erkekler olarak bundan, bunun herhangi bir aşamasından kaçmamız zerrece sözkonusu değil!" Erkek oyuncaklarından kız oyuncaklarına doğru geçerken mavi köşede basit arabaların (bizim zamanımızdaki kadar da basit diil tabii ki) , action figurlerinin, sapanların, su tabancalarının yerini pembe köşede yalancı (Allahtan!) mucevher setlerinin, evli arabalı gardroplu ve tabii ki bol mucevherli Barbie setlerinin, makyaj setlerinin, hatta yenilebilir rujların (evet hala oyuncakcıdayım bu arada!!!) almış olduğunu farkettim. O an anladım ki kız cinsinin taa çocukluktan gelen motivasyonu ile bizimki çok ama çok farklı! Oynanan oyunlara bakın..biz erkekler düt düüt araba oynarken, şeytan ırkı "evcilik" diye bi oyunu keşfetmiş!!! Düğünlerde derneklerde kız çocukları hayran hayran geline bakarken, tek hayranlığımın gelin arabasına ve hadi bi de pastaya olduğunu hatırlıyorum!! :)
II
Neyse çok da fazla çocukluğa ve psikolojik çözümlemelere inmeden şu tespitimi belirtiim hemcinslerime: Bu işlerden kaçış yok abiler! Pembe köşe on senelerdir bu işe hazırlanmış, mavi köşenin zerre kaçışı yok, ama nakavt olmamaya çalışıp az gollü, şerefli yenilgilere razı olcaz! Seve seve (!!!) bu olayın gerektirdiği tüm aşamaları yaşayacağız! ve büyük Türk atasözünün dediği gibi; kaçınılmazsa bundan zevk almaya bakacağız! Başta bu "şeytan icadı" tektaş olayı! Aman da aman meğer ne önemliymiş bu iş, ne ince kriterleri varmış ve bütün bayanlar nasıl da hakimlermiş bu taşlara...Taş dizmek deyince benim Okey gelirdi aklıma cehalet dönemimde, aman meğer neler ifade etmekteymiş! Bordür, clarity, VVS2 (bence kesinlikle erkeğin zekasını ölçüyo bu -Very Very Stupid), H taş, G taş ve tabii ki olayın ( ve damadın boğazının) düğümlendiği nokta olan "Karat" ! Bir numaralı tavsiye; bu zımbırtıyı almaya mutlaka bi bayanla gidiniz! Ben kardeşim ve suç ortağım Büşra'yla beraber hallettim bu işi..daha doğrusu Büşra "ayyy ağğğbiii hepsi çok güzel" deyip ağzının kenarlarını sildikten hemen sonra bu işi tamamıyle tek başına çok kısa zamanda çözdü! Bu arada sevgili pırlantacı Atilla amcadan bahsetmesem olmaz..Atilla amca Kapalıçarşıya küçük yaşlarda gelip çok zengin olmuş tipik amcalardan biri! Ama Atilla amcayı konuştukca çözdüğüm kadarıyla o bile, evet o bile bu taşlardan kadınların ne anladığını tam olarak çözebilmiş değil, ama hanımların bu anlamlı merakı Atilla amcanın iki ayağına iki Jaguar giydirdiği için pek de derinlemesine sorgulamıyo tabii..Yalnız bu güzel adam içeri girer girmez bana öyle bi laf etti ki, Büşra şahit, dünyam başıma yıkıldı sandım (irkildim de :) ) ! Kendisi, "sen mi evleneceksin" sorusuna "evet abi" yanıtına almasına müteakip "Yakışıklı da adammışsın, niye evleniyosun?!?!?" diye sordu! Kısa bi şokun ardından "abi bindiğiniz dalı kesmiyo musunuz" diyecek oldum ki, baktım ı-ıh dal benim kesmemle kesilecek gibi diil! Yani servetini bu işle kazanmış olan bir adam bile durumun anlamsızlığına itiraz edememekte. (aslında en çok da o farkında) Atilla amcam, her başarılı satıcı gibi, yüzlerce alternatif gösterip kafasındaki aldırdı tabii ki bize! Ama ortam tam Snatch filmindeki gibi.. kilitli kapıları ve güvenlikleri aşıp amcanın huzuruna ulaşıyosunuz..Burda biraz hoş beşten sonra meymenetsiz yağlı kağıtların içinden taşlar çıkıyor ve masanın üstüne dökülüyor. Bu esnada erkeğin kafa baloncuğunda "ulen ne para var şu masanın üstünde bee" yazarken hatununkinde sadece "aayyyy" yazıyo! Pırlanta sektörü tamamen "nasolsa alcaksınız, kıvranmayın!" a dayalı. Şu Blood Diamond filmi çıkmıştı bi 5-10 gün kadar soğuttu hanımları mücevherattan ama sonra geçti tabii! :) Müstakbelime filmi hatırlattığımda aldığım cevap harikaydı! "A sevgilim o insanlar o yumruk kadar taşlar için ölüyo, bu bit kadar taşlar için adam mı ölürmüş yahu!"
III
Sektörün külliyen günahını da almayalım..Biraz pazarlama yönü güçlü markalar olaya fonksiyonalite bile katmışlar erkeklere hitaben! "Ama beyfendi bakın bu Trio açılıyo ve -ta taaam- bi çift küpeyle güzel bi kolye ucuna dönüşüyor!" Evet dönüşüyor da, beyaz eşya ve 2 plazmaya dönüşmediği sürece bana hala bişey ifade etmiyor!
Velhasıl pırlantacı amca benim bu işlerden zerrece anlamadığımı farkedince, "Bak koçum burdan çıkınca sen de şak diye anlayacaksın taşın büyüklüğünü, berraklığını" demişti ama ben hala tokacılarda satılan plastik taşlarla 1 karat pırlantayı ayırdedemiyorum!
Bununla da gurur duyarak Türk filmi dublaj sesinde şu şekilde haykırmak istiyorum: "Beni yutamazsın Kapalıçarşııııııı!!!!

-Damat

22 Şubat 2008 Cuma

Kitchen Confidential

Düne kadar "yeni dünya"nın Amerika kıtasından ibaret olduğunu sanan bendeniz, onun aynı zamanda bir meyve olduğunu da öğrendim! Bu kadar mı, tabiki hayır: bergamut, topan patlıcan, terbiye ile marine arasındaki fark vs... Saniyesinde kallavi bir "Türk" erkeğine dönüşebilen müstakbelime evet dedigim saniyeden beri "bi dakka ya ama ben hiç yemek yapmayı bilmiyorumki" dehşetiyle yaşıyorum. Bu sebeple olacak ki ayni saniyeden bu yana annemin yanında intern pozisyonda çalışmaktayım.

Fakat bu internship sadece yemek nasıl yapılırla kalmadı, yemek işi halledilmeden başka bişi yapamazsın kızım kocan aç bilaç eve gelecek empozesiyle bi çeşit asimilasyona, beyin yıkamaya da dönüştü. Öyleki kendimi tam da şu anda " Sarı trençkotum, kemik gözlüklerim ve trendy bootielerimle alışverişe mi gitsem yoksa bi tencere karnıbahar yanına bi dee tavuklu pilav mı yapsam" ikilemi içinde buldum!!!! Eyvahlar olsun!

Bu ikilemi tahmin ettiginizin aksine karnıbahardan yana kullanıp, blogumun başına geçtim işte. Yemek yapmakla ilgili en büyük problemim teoriye saplanıp kalmam! Her yemeğe ne kadar tuz atılıp kocaman görünen bi etin pişince nasıl da düdük kadar kalabildiğini anlatan bi makale, textbook ya da lecture notes neden yok!!

Diger büyük problemim de yine iktisat üzerine doktora yapan benim iktisadı mutfaga bi türlü uyarlayamıyor olmam!

Ögrendiğim tüm yemekleri becerebilmem için ölçü hassas teorisyen kimliğimden bir an önce sıyrılmam şart, yoksa annemin su bardağı, annemin kaşığı, annemin küçük teflon tenceresi olmadan afiyetli bi yemek yapamayacağım!!

Bir başka blogda babamla gerçekleştirdiğim "Büyük Marketlerde Ekonomik Alışveriş Nasıl Yapılır" konusunu iredeleyeceğim: aynı alışveriş listesini alıp bir taraftan benim tek başına yaptığım bir taraftan da babamın kendi yaptığı alışverişte kasada bulustuğumuzda fiyat-ağırlık arasındaki ince orantılar sayesinde tamamen aynı şeyleri almış olmamıza rağmen bana nasıl -37.4 milyon fark attığını paylaşacağım..


-Gelin

17 Şubat 2008 Pazar

Bana arkadaşını söyle, sana "yuh" diyim..!

Tuhaf LCV'ler şimdiden başladı..

Geçen akşam arkadaşım Sarp aradı, aramızda aynen şöyle bi konuşma geçti:

"Burak Selam"

"Naber Sarp?"

"Abi senin düğünü bi hafta ertelememiz gerekiyo!" ("gerekiyo" lafına da ayrıca dikkat çekmek isterim!)

"Neden abi?"

"Abi tekneyle Marsilya'ya gitmem gerekiyo o hafta!" (bi gereksiz "gerekiyo" kullanımı daha..)

Ne süper ya, benim bu arkadaşlarımdaki large'lığın onda biri bende olsa bu düğün sürecinde başka hiç bişey istemem rabbimden!!! :) Accaip kolay bişey sanıyolar! :))

"hee hay allah ya o gün tekneyle mi çıkıyosun, tamam yaa o zaman haftaya yapalım biz düğünü..."


Sarp seni de bekar şişko kızlar masasına atiim de düğünde gör!


-Damat

15 Şubat 2008 Cuma

Save The Date!


Vee evet bugün itibariyle sevgili müstakbelimin de "bu olmamışki" , "hepsi güzel", "ı-ıh içime sinmedi", "takvim koyalım ama öyle ki takvim olduğu anlaşılmasın", "ama bunda sadece gelin var ben nolucam", "şu diğerinin sağına, bu da burdakinin altına, yazı da öbürünün 13.5 derece kadar soluna, gölgeler de ekvator çizgisiyle ters açı yapacak kadar aşağıya kaydırılırsa sanki olacak" gibi yardımları sonucunda SAVE THE DATE kartimizi çoook sevgili kız tarafı, erkek tarafı ve tarafsız arkadaşlarımıza yolladık! 28 HAZİRAN 2008de yaz tatili, final rehaveti, iki elim kanda senaryolari, aynı gün aynı saat bi arkadaşım daha evleniyo gibi hayırlı işleri, ekmek kuran çarpsın ki fill in the blanks with the correct excuse'lari kabul etmiyoruuuuz! Notunuzu alın lütfen, bekliyoruz!!!

Not: Davetiyeleriniz daha sonra ayrica gönderilecek tabiki!


Ben bu kelimleri öğrenecek adam mıydım yahu!??!!! - Welcome to M

Düğün olayı tuhaf olaymış hakketen. Erkek için. Yani görüyosun ki senin yaşadığın gerçek hayattan kopuk bir başka parelel hayat yaşanıyor düğün hazırlıkları esnasında...(tabii ki bayanlar tarafından) Bu parelel evrenin cidden herşeyi farklı..değerleri, kriterleri, hatta konuşma dili, jargonu. Adeta Matrix...

Damat olarak sizden beklenen bu parelel evrene (finansal destek hariç) hiç bulaşmamanız, kenarda süklüm & püklüm oturup -sadece ve sadece sorulduğunda- sizden istenen cevapları vermek. "Evet o gerçekten harika sevgilim!" , "Ben de öyle düşünmüştüm şekerparem" , "Yoo, Bence hiç pahalı değil hanımlar!" gibi... Bu durumda parelel evren Matrix' e sadece ara sıra uğrayan, ama parelel evren sakinleri tarafından takdir edilen bir süper-kahraman olmak içten bile değil...



..amaaaa benim gibi burnu uzun bi adamsanız durum değişiyor tabii. Aslında ben durduk yerde herşeye burnumu sokayım demiş değilim. "Aaaaa erkek gelir mi gelinlik bakmaya ayol!" tepkilerine yol açan durum, benim uzun burunluluğum değil, sadece sevgili müstakbelimle birbirimizin -özellikle- giyim kuşam ve tasarım konularında zevklerimize güveniyor olmamız. Bu durum da beni 26 hanımla birlikte gelinlik bakmaya giden, ve dahi gelinlik hakkında fikir yürütmek zorunda olan bir adam haline sokuyor. Tabii bu hiiiiç kolay değil. Onlarla onların parelel evreninde aşık atabilmek için en azından jargona birazcık hakim olmak gerekiyor. Yoksa "eeeee şu beyazlar bence olmamış, sanki biraz şey mi neee" tarzı bi itiraz bi damatın matrix düzleminde itibarını ve karizmasını sıfırlar! İşte bu durum benim şu ana kadar hayatımda hiç duymadığım bazı kelimelerle tanışmama neden oldu..mesela "organza", mesela "lame", "dore" , "şantuk"..


Bu kelimeleri kullanmak insana (erkeğe) başta bi parça John Galliano hissettirse de sonra alışıyo insan, hatta biraz kaptırınca kalkıp eline beline koyman an meselesi..:) o yuzden aman dikkat! Karizmatik damattan, gelinin gay kuzeni görüntüsüne kaymanız arasında ipince bi çizgi var. Demem odur ki, evlilik hazırlıkları insanın kelime haznesini genişletmekte, onu gördüm. Hele bi de tektaş bakmaya gidişim var ki onu da ayrı bi flashback blogda anlatmak isterim detayıyla..şimdilik budur durumlar.


-Twitdayı

14 Şubat 2008 Perşembe

Düğün Çorbası


Kafam karışık!!

Çok güzel yerlerden çooook güzel bi dolu gelinliği giydim ve sonuç olarak hala 3 model arasında gidip geliyorum.

Gelinlik bakmaya sevgili müstakbelim, görümcem ve ben "randevu mu o da ne" bile almadan sanki ZARAda indirimde ne var diye bakmaya girer gibi girivermistik PRONOVIAS'a hemen hemen aylar önce:)) O gün bir şekilde bizimle ilgilenildi ve öğrenildi: gelinlik güzel bişi ya!

Takip eden haftalarda ben, annem, kayınvalidem, anneannem; daha da sonra ben, müs, annem, kayınvalidem, teyzem, kardeşim, görümcem; sonraaaa ben, bizim kızlar, kardeşim, teyzem gibi x'in n'li kombinasyonlarından oluşan ve her defasında iyice karışan bir ekiple delice gelinlik denedim de denedim: üstelik tüm sabit fikirlerime ragmen:))

En son benim pek sevgili canciger kiz arkadaslarim Denizakınç, Cerenvardar ve Ayçadönmezle bi son tur attim ve sanıyorum, galiba, büyük ihtimalle sonunda kararımı verdiim PRONOVIAS'dan harika bi modelde, foto yok çünkü süpriz. Kızlaaar çok teşekkür ederim;)


-Styleboom